Mehmet Yıldırım, soruyoruz sana:
Misyonerlik faaliyeti mi yürütüyorsun?
Hangi gizli servisin ajanısın?
Dinimize olan düşmanlığın deden Ebû Cehil’den mi, yoksa
büyük baban Müseylimetü’l-Kezzâb’dan mı?
Bu toprakların inanç değerlerine karşı bu denli sistematik
bir tavrın sebebi nedir?
TRT’nin çıplaklık içeren bir yayını tercih etmemesi seni
neden bu kadar rahatsız ediyor?
Seni öfkelendiren gerçekten yayın politikası mı, yoksa bu
milletin ahlaki ve dinî hassasiyetleri mi?
Eleştiri ile dinî değerleri sistematik biçimde tartışma
malzemesine dönüştürmek aynı şey değildir.
Kendini hakikatin tek temsilcisi gibi sunuyor, binlerce
âlimin asırlar boyunca ortaya koyduğu ilmî birikimi birkaç dakikalık sosyal
medya videolarıyla hükümsüz göstermeye çalışıyorsun. Bu ilim değildir;
popülerlik üzerinden hüküm dağıtmaya çalışmaktır.
Asıl cevap verilmesi gereken soru şudur: Dinî değerleri
sürekli tartışmaya açmaktaki gerçek amacın nedir? İnsanları hakikate ulaştırmak
mı, yoksa her tartışmadan yeni bir gündem ve yeni bir görünürlük devşirmek mi?
Şöhret uğruna mukaddesatı tartışma malzemesine dönüştürenler
şunu bilmelidir: Bu millet dinini sosyal medya algoritmalarından değil;
Kur’an’dan, sünnetten ve asırların ilmî mirasından öğrenmiştir.
Mehmet Yıldırım’ın yaptığı şey hakikati aramak değil;
tartışma üretmektir. Kur’an’dan, hadisten, fıkıhtan ve İslam medeniyetinin
eserlerinden cımbızlanmış ifadeleri bağlamından kopararak milyonların önüne
servis etmek ilim değil, algı oluşturmaya yönelik bir yöntemdir.
Bugün Ehl-i sünnet âlimlerini hedef alan, hadisleri
tartışmaya açan, tasavvuf mirasını itibarsızlaştırmaya çalışan ve dinî
hükümleri sosyal medya beğenilerine göre yeniden yorumlamaya kalkışan bu
anlayış; hakikate değil, popülerliğe hizmet etmektedir.
İlim emek ister, usul ister, ehliyet ister. Sosyal medya
şovları ise slogan ister. Siz sloganı tercih etmiş olabilirsiniz; biz ise
Kur’an’a, sünnete ve sahih ilmî geleneğe bağlı kalmaya devam edeceğiz.
Bin dört yüz yıllık ilmî mirası birkaç dakikalık videolarla
yıkacağını zannedenler, tarihin omuzlarına çıkmadan tarihe hükmetmeye
çalışanlardır. Bu, cesaret değil; büyük bir yanılgıdır.
Aziz milletimiz dinini ekran başındaki fenomenlerden değil;
Kur’an’a, sünnete ve sahih ilmî geleneğe ömrünü adamış âlimlerden öğrenmeye
devam edecektir. Mukaddesatımızı hedef alan her fikrî yaklaşımın karşısında da
hukuk içinde, ilimle ve vakarla durmayı sürdürecektir.
Hakikat; geçici şöhretlerin değil, kalıcı ilmin
tarafındadır. Dün de böyleydi, bugün de böyledir, yarın da böyle olacaktır.