HAK ALMAK VE ARAMAK İÇİN YOLA ÇIKANLARIN YAPTIKLARI HAKSIZLIKLAR.
Mustafa ÇOPURSUZ

Mustafa ÇOPURSUZ

Genel Başkan

HAK ALMAK VE ARAMAK İÇİN YOLA ÇIKANLARIN YAPTIKLARI HAKSIZLIKLAR.

26 Ocak 2017 - 06:38

Tarihi sürecine bakıldığında bedel ödenerek hayata geçirilen sendikacılığın amacı, hak ve hukuk ihlallerini ortadan kaldırmak, üyelerinin daha müreffeh hayat sürmelerini temin etmektir.

 

Özellikle insan merkezli yönetim anlayışı olmayan ülkelerde hayata geçirilmiş olan sendikacılık, ilerleyen zaman içerisinde tüm dünya ülkelerinde kabul görmüş ve önce işçiler daha sonraları da kamu kurum ve kuruluşları çalışanları arasında kayda değer örgütlenme olmuştur. İşçi statüsünde çalışan fakat birçok hak kaybı olan kişilerin biraya gelmeleri her ne kadar işverenler tarafında hoş karşılanmamış olsa da ivme kazanarak kamuoyunda gündem yaratmıştır. Filhakika ikinci dünya savaşından sonra yakılan ve yıkılan devletlerin yeniden inşası, maden alanında çalışanların özlük, sosyal ve mali haklarında iyileştirme yapılması talepleri sonucu elde edilen başarılar, sendikacılığa karşı olumlu yönden bakış açısı olmuş, bu serüven 19.YY’ın ortalarına kadar devam etmiştir.

 

Ancak, yine dünyada siyasi akımlar çoğalmış, seçim propagandası da ona göre çeşitlilik arz etmiş, iktidara geldikleri takdirde ezilenlerin ezilmelerinin son bulacağı ve tüm çalışanların özlük, mali ve sosyal haklarında iyileştirmeler yapılacağı yönündeki teminatlar sendikacılığın gerekliliğini tartışır hale getirmiştir. Bununla beraber, Avrupa ülkelerinden İtalya ve Polonya işçi ve kamu çalışanlarının sendikalarına karşı destekleri artarak devam etmiş, hassaten Polonya sendika başkanını devlet başkanı olarak seçmeyi başarmıştır. Büyük ihtimalle bu hareket, sendikacılığın en son başarısı olmuştur.

Söz konusu yıllardan sonra sendikacılar üyelerini tabiri caizse satmaya başlamışlardır. Sendika yöneticileri şahsi emelleri uğruna, işveren ve siyasi erkle beraber olmuşlar, kendi geleceklerini teminat altına aldıktan sonra kapalı kapılar ardından anlaşmalara imza atmışlardır. Nitekim günümüzde tüm dünyada bu işlev hayat bulmakta, her ne kadar sendika üyeleri güven beslemiş olsa da maalesef esas durum güven duyulan husus gibi değildir. Zira sendika başkanlığı üst makamlara  (Milletvekili vb) atanma adına sıçrama tahtası halini almıştır.

 

Meseleye bu noktadan bakıldığı zaman, bizim ülkemizde de durum pek farklı değildir aslında. İstisnalar hariç kurulan tüm işçi ve kamu sendikaları siyasi partilerin birer organı olarak hayata gözlerini açmıştır. Sağ partilerin iktidarda olduğu dönemlerde sağ görüşlü, sol partilerin iktidarda olduğu dönemlerde sol görüşlü sendikalar daha çok üyeye sahip olmuşlardır. Bir zamanlar sendikacılığı yakma, yıkma ve yok etme aracı olarak kullanmışlar, memleket ve milletin menfaatini bırakın, kendi üyelerinin haklarını dahi korumada ve savunmada atıl kalmışlardır. Hak aramak için yola çıkan sendikalar ne yazık ki, liyakat ve sadakat ilkelerini raflara kaldırmış, referans olarak sendika üyeliğini esas almışlardır.

Siyasallaşan işçi sendikaları, ömürlerini azami 50 yılda tüketmiş, bu gidişle kamu sendikacılığı da minimum 25 yılda geleceğini sonlandırmış olacaktır.

 

Evet, hak almak ve aramak için kurulan kamu sendikacılığının kültürü maalesef halen oluşmamış, bizzat haksızlık ve hukuksuzluk yaparak insanlarımızı katmanlara ayırıp ötekileştirmeyi çok iyi becermiştir. Kamu kurumlarında şef, müdür, yönetici vs. kadrolarına gerek sınavla ve gerekse naklen atama yoluyla personel istihdamında liyakat yerini yandaşlığa bırakmış, yapılan tüm değerlendirmeler objektif kriterlerden tamamen uzak, formaliteden öteye gitmemiştir. Sendikalar siyasi gücünü ön planda tutmuş kamu çalışanlarını kontrol altına almış, üye olanlar da hak hukuk savunuculuğundan daha ziyade iktidar yanlısı gözükmek için dünyevi ikballerini düşünerek sendikalara üye olmuşlardır. Nitekim Diyanet camiasında da durum farklı değildir. Müftüleri gelecekleri ile ilgili beklenti içerisine sokmak suretiyle görevlileri etkileri altına aldırmışlar, münhal bulunan camilere atama yapmak için yapılan nakil sınavlarını istisnalar hariç genelde haksızlığa kılıf olarak yapmışlar ve yapmaya da devam etmektedirler. Zira hakkaniyeti ilgilendiren nakil atamalarında var olan haksızlık, hukuksuzluk ve kanunsuzlukların oluşmasına en büyük aracı, iktidar yandaşı gözüken sendika yapar durumdadır. Oysa yetkili konfederasyon ve ona bağlı sendikalar güçlerini üyelerinden almış olsalardı şuana kadar çözüme kavuşmamış hemen hemen hiçbir husus kalmayacaktı. En bariz misal olarak, 4/C statüsünde (diğer kurumlarda istihdam edilen) ve vekil/fahri olarak çalışanların en azından sözleşmeli duruma gelmeleri temin edilmiş, yılın ilk yarısında maaşların düşmesine sebep vergi dilimi ortadan kaldırılmış ve çalışma barışı da ikame edilmiş olacaktı.

 

Elhasıl, Tüm Memur-Sen Konfederasyonu ve Diva-Sen olarak sendikal hayatta yer almamızın en büyük gayesi, hak almada ve aramada haksızlık ve hukuksuzluk yapmadan emelimize kavuşmamızdır. Bunun için ÖNCE LİYAKAT, SONRA HAK diyoruz. Kim işin ehli ise o işin sahibi olsun diyoruz. Siyaset siyasetçilerin işi, sendikacılık bizim işimiz diyoruz.

 

Kamuoyuna saygılarımla

 

                Mustafa ÇOPURSUZ

Tüm Memur-Sen Konfederasyonu ve

            Diva-Sen Genel Başkanı

Bu yazı 2086 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • m.demirbüken
    3 yıl önce

    Önce liyakat sonra hak hususunda amirler uygulayıcılar riayet etmezse dünyalarını mahvettikleri gibi ahiretlerini de mahvedecekler. Allah adilidir, adil olanı sever